Hukuki Çerçeve
Türk hukukunda yabancı hakem kararlarının tenfizi Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanunun ("MÖHUK") 60 ila 62. maddelerinde düzenlenmektedir. Anayasanın 90/V maddesi usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalara kanun hükmü tanıdığından, Türkiye Cumhuriyetinin taraf olduğu 10 Haziran 1958 tarihli Yabancı Hakem Kararlarının Tanınması ve Tenfizi Hakkında Birleşmiş Milletler Sözleşmesi ("New York Sözleşmesi") de Türkiye'de yabancı hakem kararlarının tenfizine doğrudan uygulanmaktadır. New York Sözleşmesinin onaylanmasının uygun bulunduğuna dair kanun 21 Mayıs 1991 tarihli ve 20877 sayılı Resmî Gazetede yayımlanmıştır. Dolayısıyla Türkiye'de tenfizi talep edilen uyuşmazlıklarda yabancı hakem kararlarının tenfizi bu iki kaynak tarafından düzenlenmektedir.
Yer, zaman veya konu bakımından New York Sözleşmesinin kapsamı dışında kalan yabancı hakem kararlarının tenfizi MÖHUK hükümlerine tabidir. Akit devletlerde verilen ve ticari konulara ilişkin olan yabancı hakem kararlarına ise New York Sözleşmesi hükümleri uygulanmaktadır. Ayrıca New York Sözleşmesinin VII/1 maddesi uyarınca Sözleşme, akit devletlerce yapılan ikili anlaşmaların geçerliliğini ve tenfizin talep edildiği ülkenin daha elverişli hükümlerini etkilememektedir. Bu nedenle New York Sözleşmesi kapsamındaki uyuşmazlıklarda dahi taraflar, varsa uygulanabilir ikili antlaşmaların ve yerel kanunların daha elverişli hükümlerine başvurabilmektedir. Bununla birlikte günümüz uygulamasında, Sözleşmeye taraf devlet sayısının fazlalığı ve Sözleşmenin sunduğu daha esnek şartlar nedeniyle New York Sözleşmesi hükümlerinin uygulanması yönünde bir eğilim görülmektedir.
New York Sözleşmesinde Bağlayıcılık
New York Sözleşmesinin V/1(e) maddesine göre yabancı hakem kararının tenfizinin reddedilme sebeplerinden biri, kararın henüz taraflar için bağlayıcı hâle gelmemiş olmasıdır. Başka bir ifadeyle, başka bir ret sebebi bulunmadığı takdirde, aleyhine tenfiz istenen taraf kararın henüz taraflar için bağlayıcı hâle gelmediğini ispat edemezse yabancı hakem kararı tenfiz edilmektedir. Ancak New York Sözleşmesi "bağlayıcı" kavramını tanımlamadığından bir kararın hangi koşullarda bağlayıcı sayılacağı akit devletlerde farklı biçimlerde yorumlanmış ve bu konu kapsamlı tartışmalara yol açmıştır. Bazı mahkemeler bağlayıcılığı kararın tahkim yeri mahkemelerinde kesinleşmesi olarak yorumlamış, bazıları ise bağlayıcılığın tarafların kararlaştırdığı tahkim kuralları uyarınca karara karşı başvurulabilecek yolların tüketilmesi anlamına geldiğini kabul etmiştir.
Nitekim New York Sözleşmesinden önce yürürlükte bulunan 26 Eylül 1927 tarihli Yabancı Hakem Kararlarının İcrası Hakkında Sözleşmeye ("Cenevre Sözleşmesi") göre tenfiz kararı alınabilmesi için yabancı hakem kararının verildiği ülkede kesinleştiğinin ispat edilmesi gerekmekteydi. Yabancı hakem kararının kesinleştiğini ispat etmek amacıyla, tenfiz talep eden tarafın kararın kesinleşmesini sağlamak için kararı tenfiz mahkemelerine sunmadan önce tahkim yeri mahkemelerine sunması yönünde bir uygulama gelişmiştir. Bu uygulama kaçınılmaz olarak çifte tenfiz sorununa yol açmış, taraflar için maliyetleri artırmış, yargılamaları uzatmış ve tenfiz işlemlerini engellemiş ya da en azından geciktirmiştir. Tüm bu sonuçlar doktrinde eleştirilere konu olmuştur. New York Sözleşmesini hazırlayanlar, yoğun eleştiri alan kesinleşme şartının yarattığı güçlüklerden kaçınmak amacıyla bu şartın yerine bağlayıcılık şartını getirmiştir. Benzer şekilde New York Sözleşmesinin tenfiz talep eden tarafın sunması gereken belgeleri düzenleyen IV. maddesi de kararın kesinleştiğini veya bağlayıcı olduğunu gösteren herhangi bir şerh ya da belgenin sunulmasını aramamaktadır. Bu nedenle New York Sözleşmesini hazırlayanların çifte tenfiz ile ilgili güçlüklerden kaçınmak için bilinçli bir tercih yaptığı anlaşılmaktadır.
MÖHUK'ta Bağlayıcılık
MÖHUK'un 60/1 maddesi, kesinleşmiş ve icra kabiliyeti kazanmış veya taraflar için bağlayıcı nitelik taşıyan hakem kararlarının tenfiz edilebileceğini öngörmektedir. Bu hükümle bağlantılı olarak, tenfiz mahkemesine sunulması gereken belgeleri düzenleyen MÖHUK'un 61/1(b) maddesi, kesinleşmiş ve icra kabiliyeti kazanmış veya taraflar için bağlayıcı nitelik taşıyan hakem kararının aslına veya usulüne göre onaylanmış örneğine atıf yapmaktadır. Görüldüğü üzere MÖHUK uyarınca bir yabancı hakem kararının tenfiz edilebilmesi için kesinleşme şartı aranmaksızın kararın bağlayıcı olması yeterlidir.
Bu yorum, yürürlükten kaldırılan 2675 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun ("2675 sayılı Kanun") ile de doğrulanmaktadır. 2675 sayılı Kanunun 43/1 maddesine göre yalnızca kesinleşmiş ve icra kabiliyeti kazanmış hakem kararları tenfiz edilebilmekteydi. Ayrıca 44/1(b) maddesi, kesinleşmiş ve icra kabiliyeti kazanmış olması gereken hakem kararının aslının ve onaylı örneğinin sunulmasını şart koşmaktaydı. Ancak MÖHUK'un yürürlüğe girmesiyle, kesinleşmiş ve icra kabiliyeti kazanmış kararlara alternatif olarak taraflar için bağlayıcı olan kararların da tenfizinin istenebileceği açıkça düzenlenmiştir. Böylece 2675 sayılı Kanunun aksine, bağlayıcı nitelikteki yabancı hakem kararları henüz kesinleşmemiş olsalar dahi MÖHUK uyarınca tenfiz edilebilmektedir. Sonuç olarak MÖHUK ile getirilen değişiklik, iç hukukumuzu New York Sözleşmesi hükümleriyle uyumlu hâle getirmiştir.
Mahkemelerin Kesinleşme Şerhi Talep Etmesi Uygulaması
Özetle hem New York Sözleşmesi hem de MÖHUK kapsamındaki rejimde yabancı hakem kararlarının Türkiye'de tenfiz edilebilmesi için taraflar bakımından bağlayıcı olması yeterli olup kesinleşme şartı aranmamaktadır. Ayrıca ne New York Sözleşmesi ne de MÖHUK, tenfiz talebiyle birlikte kararın kesinleştiğini gösteren bir belgenin sunulmasını öngörmektedir. Buna karşın Türk mahkemeleri son dönemde davacıya yabancı hakem kararının kesinleşme şerhini sunması için süre verilmesi şeklinde hatalı bir uygulama geliştirmiştir. Bu uygulama yalnızca New York Sözleşmesi ve MÖHUK ile bağdaşmamakla kalmamaktadır. Mahkeme kararlarından farklı olarak hakem kararları için tahkim yeri mahkemelerinden kesinleşme şerhi talep edilmesi de mümkün değildir. Ayrıca bazı tahkim kurumlarının yayımladığı tahkim kuralları hakem kararlarının bağlayıcı olduğunu açıkça düzenlemektedir. Milletlerarası Ticaret Odası (ICC) Tahkim Kurallarının 35. maddesi, Londra Uluslararası Tahkim Mahkemesi (LCIA) Tahkim Kurallarının 26.8 maddesi ve İsviçre Tahkim Merkezi Uluslararası Tahkim Kurallarının 34.2 maddesi bunun örnekleridir. Bu nedenle mahkemelerin tenfiz talep eden tarafa hakem kararının kesinleşme şerhini sunma yükümlülüğü getirmesinin hukuki bir dayanağı bulunmamaktadır.
Davacılardan hakem kararları için kesinleşme şerhi sunmalarını isteyen mevcut mahkeme uygulamasından vazgeçilmelidir. Bu arada söz konusu hatalı uygulamadan etkilenen taraflar ve vekilleri için bir çözüm, tahkim yeri mahkemelerinden tenfizi istenen karara karşı iptal veya kanun yolu başvurusunda bulunulmadığını gösteren bir belge alınması olabilir. Bu yaklaşım, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesinin 22.04.2021 tarihli ve E. 2020/291, K. 2021/528 sayılı kararında da yer almaktadır.
